Biz Kimiz
Ortak Tarih Kitapları (JHB), Güneydoğu Avrupa’daki 13 ülkeden otantik tarihi kaynakları içeren çığır açıcı altı ciltlik bir koleksiyondur. Tarihyazımsal analizler üretmek yerine, kaynakları farklı perspektiflerle birlikte sunmaya odaklanıyoruz. JHB’nin amacı, bölge genelindeki okullarda çok perspektifli bir yaklaşımı ve eleştirel düşünmeyi teşvik etmektir.
Materyallerimiz yanlış anlatılara, ayrımcılığa ve önyargılara meydan okuyarak daha kapsayıcı ve demokratik toplumlar inşa edilmesine yardımcı oluyor.

Güneydoğu Avrupa’daki 13 ülkeden.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan 2008’e kadar olan dönemi kapsıyor.
SON HABERLER
Tarihçileri, eğitimcileri, pedagogları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, aydınları ve barış ile [...]
Avrupa Barış Bilimi Merkezi (CESPIC) tarafından, „İyi Nasihat Meryem Anası“ [...]
Podgorica’daki Ortak Tarih Laboratuvarı bölge gençlerini bir araya getiriyor Çoklu [...]
NE YAPIYORUZ
Öğretmenleri ve öğrencileri ulusal tarihi anlatıları analiz etme ve tartışma araçlarıyla donatıyoruz. İçerik, kesin yorumlardan kaçınarak açıklayıcı bir nitelik taşımaktadır. Bunun yerine ciltler, bağımsız tarihi araştırmayı kolaylaştırmak için tasarlanmış karşılaştırmalı bir çerçeve kullanır.
Bu yaklaşım, sadece geçmiş hakkında değil, aynı zamanda bugün ve gelecek hakkında da eleştirel düşünmeyi teşvik eder.

KİTABI SEÇİN
BIZI TAKIP EDIN
Tarihi herkes için erişilebilir ve ilgi çekici kılmanın önemine inanıyoruz. Amacımız, genç nesillerle diyalog başlatmak, tarihle ilgili doğru bilinen yanlışları ele almalarına yardımcı olmak ve daha incelikli bir tarih anlayışını teşvik etmek. Bizi farklı platformlarda takip edin.
Çalışmalarımızı yeni bir dijital kitleye ulaşmak için sosyal medya platformlarında sunmayı tercih ediyoruz.
REFERANSLAR

Bu uzun soluklu bir gayret, neredeyse otuz yıldır devam ediyor. Ve bu otuz yıl içinde dünya inanılmaz bir şekilde değişti.
Otuz yıl önce kişisel bilgisayarları nadiren kullanıyorduk ve internet yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Beni endişelendiren şey, o zamanlar düşündüğümüz ve yazdığımız şeylerin günümüze, şimdi sosyal medya dediğimiz şeye yani yeni ifade biçimlerine, dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği. Ve sanırım benim kuşağım artık bunu yapamıyor.
Bu nedenle gençlerin, tüm gençlerin, bu fikri, bu çabayı devralmaları, dönüştürmeleri, uyarlamaları, ancak yine de kendilerini bu projeyi inşa ettiğimiz, çeşitliliğe saygı, insanların düşünme, yaşama ve geleceği tasavvur etme biçimlerinde var olan çeşitliliğe saygı gibi temeller üzerinden ifade etmeleri beni gerçekten mutlu edecektir.
İşte benim en büyük dileğim bu, gençlerin gelip bunu ileriye taşımaları.

Bu projenin birkaç nedenden ötürü önemli olduğuna inanıyorum. Birincisi, otuz yıl boyunca bu proje üzerinde çalışan bizler birbirimize daha da yakınlaştık ve bölgedeki tarihçilerden oluşan ve çok iyi işleyen bir tür mikro-topluluk yarattık. Sadece mesleki birliktelik de değil, pek tabii bu süre zarfında arkadaş olduk. Şahsen benim için projenin en önemli kısmı da bu.
Ama evet, proje sonuçları itibariyle yarattığı etki nedeniyle de önemli. Bölgenin dört bir yanından pek çok tarih öğretmenini bir araya getirmeyi başardığımızı ve bu öğretmenlerin artık tarihe daha farklı baktıklarını düşünüyorum. Karşılaştırma yapma ihtiyacının farkına vardılar, sadece kendi ulusal tarihlerini yorumlamakla kalmayıp, komşu ülkelerin tarihleriyle karşılaştırarak hangi deneyimlerin ortak, hangilerinin farklı olduğunu görmeye başladılar.
Ve son olarak, umuyorum ve düşünüyorum ki, bunun bu öğretmenler tarafından yetiştirilen öğrenciler üzerinde bir etkisi olmuştur. Bunu ölçmek biraz zor olabilir, ancak bu projenin bu şekilde de dahil olan tüm ülkelerde önemli bir iz bıraktığını umuyorum.

Otuz yıl önce başlatılan bu proje, o gün olduğu kadar bugün de gerekli, çünkü Güneydoğu Avrupa ve dünyanın başka yerlerindeki toplumlarımızda bazı şeyler değişmedi. Bunlardan biri, tarih eğitiminin hala etnosentrik, milliyetçi bir anlayışla yürütülüyor olmasıdır. Başka bir deyişle, tarih öğretimi genellikle kendi ulusunu harika, takdire şayan, istisnai, her zaman mağdur, asla saldırgan olmayan bir ulus olarak sunarken, etrafımızdaki herkesi daha aşağı bir şey olarak tasvir etmek amacıyla kötüye kullanılmaktadır.
Tarihe bu tür çok perspektifli yaklaşımın benzersiz yanı, bize başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü öğrenme fırsatı vermesidir. Ve başkaları genellikle bizim hakkımızda bizim sahip olduğumuzdan çok daha gerçekçi bir kanaate sahiptir.

Biz tarihçilerdik, tarihi seviyorduk ve toplumların daha iyiye doğru değişmesini istiyorduk. Tarihin dünyayı değiştirebileceğine inanıyorduk ve istediğimiz de buydu: dünyayı değiştirmek. Bugün, 30 yıl sonra durum nedir? Bugün bile, bunun uğruna mücadele etmeye değer asil bir amaç olduğuna inanıyoruz.
Ne yazık ki, o zamandan bu yana… ve o zaman vardığımız sonuçlara dayanarak, pek bir şey değişmemiş gibi görünüyor. Okullarda, ders kitaplarında, tarihin öğretilme biçiminde, tarihle ilgili aşırı milliyetçi söylemde hala sorunlar var. Ama hepsinden önemlisi, çocukların tarihi sevmediği gerçeği.
Demek ki, bir şeyleri yanlış yapıyor olmalıyız. Belki de hepimiz için güçlerimizi birleştirmenin ve bunu değiştirmenin zamanı gelmiştir.

Ders kitabını Soğuk Savaş sonrası dönemden 2008 yılına kadar olan dönemle sonlandırdık. Bu, ders kitabının şimdiye kadar hazırladığımız tüm ders kitapları arasında en hassas konuyu ele aldığı anlamına geliyor. Çünkü bu süreçler henüz tamamlanmadı, sınırların ne olacağı henüz belli değil, bazıları sınırların değişmesini istiyor. Sınırların şu anki haliyle kalmayacağını düşünüyorlar. Yeterli kaynağımız yok ve izler hala çok kişisel ve hassas.
Ve burada bir tür denge aramalıyız, serbest sınıf tartışmalarında bir denge, ama aynı zamanda siyasetle de bir denge, özellikle de bu ders kitaplarının hazırlanması sürecinde yeni ülkeler, genç devletler kurulduğu için. Bu ülkeler tarihe bugünün perspektifinden bakıyorlar. Ve onlara gerçek tarihsel bağlamın ne olduğunu açıklamak her zaman zordur.
Ve bence bu, özellikle modern, görsel yöntemlere geçtikçe karşılaşacağımız en büyük sorunlardan biri olacak.




















